Gökyüzü utanıp kızarmasın da ne yapsındı?

Gökyüzü utanıp kızarmasın da ne yapsındı?

Saat 7.29. Acele ile yatağından kalktı. Saat başındaki işine zamanında yetişebilmek üzere telaşlanıp akşamdan ütülediği gömleğinin düğmelerini ilikledi. Anahtarlar, akbil, telefon, şarj aleti… Olmazsa olmazlarını kontrol etti. Tamamdı, hepsini yanına eksiksiz almıştı. Çayını kalan son kısmını, ağzına aldığı bayat bir kurabiyeyi ıslatmak için yudumladı. Kapıyı yavaşça kendine doğru çekti. Kapatmadan ufak bir ayrıntıyı atladığını hatırladı. Pantolonunu giymeyi unutmuştu. Gülümsedi. Kapıyı, pantolonunu giymek üzere, içeriden tekrar kapadı…

Dışarı çıkıp iş yerine doğru yürümeye başladı.2 sokak geçmişti ki pazar yerine ulaştı.Dehşet ifadesini yüzüne takıp yanından geçen genci gördü. Acaba derdi neydi ? Gencin uzaklara koşmasından çok az bir süre sonra korkunç bir patlama sesi duyuldu. Ortalık toz duman kesildi. Havada uçuşanları gördü: Tezgahlar,meyveler,sebzeler,kollar,bacaklar.. Tozun yere inmesiyle yerde yatan cesetleri, yaralıları gördü. Haykırışlarını duydu . Kalbi kısa bir süre yerinde duramadı. Bizimkisine hiçbir şey olmamasına karşın kalbi çırpındı, ne de olsa ölümü hatırlamıştı. Adımlarını iş yerine doğru hızlandırdı, uzaklaştı oradan.

Akşama kadar süren yoğun iş maratonunda, her akşam olduğu gibi, sabah koşusuna tekrar başlamak üzere başlangıç-noktasına geri dönülmüştü. Varlıklar, yeni yıkanmış çarşaf gibi kırışık gecelerin üstlendiği dinlendirme görevini yerine getirmesine izin vermeye niyetlenmiş,son rütuşlarını yapmaktaydı.

Asr vakti güneşe taktığı yemli kancasını son bir kez daha çekti. Gökyüzü insanlardan utandı… Öyle ki utancından önce kızardı, sonra morardı en sonunda da karardı.
İnsanların akşama kadar yaptıklarından gökyüzü utanmasın da ne yapsındı? Onlarca ölü ve yaralıyla sonuçlanan patlamalar görmüş, insanların kinine, birbiri ile olan kavgalarına tanıklık etmişti. Dünyevistçe çizilmiş anti-insancıl kara düzenlere şâhid olmuş .Kaybedilen şeylerin bir tek bedenlerin olmadığını daha çok hislerin, maneviyatların olduğunu görmüştü. Gökyüzü kararmasın da ne yapsındı?

İşten eve dönüş yolundaydı. “Bi’zahmet bunu da bilmeyiver” diyemedi. Onlarca haberi -sabah yanına aldığı 2.999 liralık telefonundan akşama kadar – takip etmiş olmakla gurur duydu. Telefonunu cebine sığdırmaya çalıştı, bu kadar büyük bir cihazın cebinde zarar göreceğinden endişe ederek telefonla olan yolculuğuna devam etti.

Evine doğru uzanan pazar sokağının sonundan sola döndü. Bir gürültü koptu yüksek katlı binaların içinden. Ardından cam kırıkları sokağı sardı. Süzülen bir vücud, yüksekten yere uzandı. Dövülmüş bir halde, biçare… Kocası kadını aşağıya atmıştı. Ardından bir el silah sesi… Süzülen ikinci bir beden… Sokakta çocukların uçurduğu drona takıldı, yalpalayıp o da yere uzandı. Kocasıymış dediler … Cesetlerin yanında fazla durmak istemedi.Adamın drona takılmasına akıl erdiremeyip hayretle yürüdü.
Daracık sokaklardan devam etti . Nükleer santralden sızıp küçük bir gölet oluşturan nükleer atığı gördü, tam adımını atacakken kendini frenledi. “Şerefsizler” dedi. “Sokağı ne hale getirmisler ?” diye söylendi. Göletin üzerinden atlayıp yoluna devam etti.
Evine az bir mesafe kala köşe başında yerde açlığı vücuduna sirayet etmiş halde uzanan yaşlıyı gördü.. “İyi” dedi, neyse ki ülkemizdeki insanlar Afrika’daki gibi açlıktan ölmüyordu. Vicdanını rahatlattı.

Tam evinin önüne varmıştı ki akıllı cihazı ona bi’dur diyerek şarjının bitmekte olduğunu hatırlattı. Öyle ya, sabahleyin pazarın içinden geçerken canlı bombanın kendini patlatma anını izlemiş , İstanbulda gözü dönmüş bir kocanın karısını camdan aşağı atıp ardından intihar ettiği haberini okumuş , işten dönüşte ise uzun zamandır toplanmayan çöplerden sızan suyun oluşturduğu göletin üzerinden atlarken Japonya’daki nukleere santral sızıntısının devam ettiği dolayısıyla Dünya sularının geri dönüşü zor bir şekilde kirlendiğini okuyunca hakaretler savurmuştu. Sokağın köşesinde yatan yaşlı adamı, o an Afrikada açlıkların ölümle sonuçlandığını okurken görmüş ve kendi ülkesi ile karşılaştırma yapmıştı. Akıllı cihazi bu kadar tempoya nasıl dayanabilirdi (!) .

Apartmanın ıslak merdivenlerini adımlayarak katına çıktı. Dairesine giriş yaptı. Açlıktan kıvranan batarya seviyesini yeşile getirmek için adaptörü prize taktı. Kabloyu telefonuna. Kendi aklını da telefona tekrardan bağladı.

İnce olan ve bir o kadar da ince düşünen bulutlar, Gökyüzü’nü utandırıp kızartan insanların aslında zülme sessiz kalanların olduğunu fısıldadı. Zalime karşı haykıran insanların olduğu tesellisini verdim. İnsanlık bir gün iyi, adaletli olacak inşallah dedim. Onlar da uzaklara doğru süzülüp yol aldılar.
Bir şey söyleyeyim mi? Bu Dünya’nın kötülükten arınmasını istiyorsak,önce ama önce kendimizi ve kendi çevremizi kurtarmamız lazım. Çorak arazide açan çiçekler gibi… Herkes kendi çabası ile açması lazım. Kusura bakma ama manzaralar tohumların akıllı telefonlarından çiçek bahçelerini izlemesiyle oluşmuyor. Şimdi kalk! Düzel ! Düzelt! 

Sen düzelmezsen Gökyüzü utanmasın da ne yapsın?

18.03.2016

Halil İbrahim Bestil

Editör : Adnan Gözütok

Yazı nasıldı ama?
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (4 votes, average: 3,50 out of 5)
Loading...Loading...
Etiketler : bomba, deneme, dünya gündemi, haberler, kişisel makale,
adet güzel yorum :)
  1. Fikir,senaryo,mesaj..Hepsi gerekli,pek değerli,pek güzel..Rabbim kalemini güçlü kılsın adamım 🙂

  2. Her blog yazarı gibi dünyevi zevki belki gereksiz yazılar yerine böyle anlamlı bir yazı cok guzel olmuş devam et kolay gelsin

Yorumlar,bizi seven insanlar!

Link için yazılan yorumlar onaylanmayacaktır


Gerekli

Daha fazla Kişisel
Aklımı esir almaya mı çalışıyor? Hayır Yanılıyor!

Dizi izleyen biri değildim. Daha çok benim için kısa süre içerisinde biten, olayların sürenin sonunda sonlanacağı filmler mantıklı geliyordu. Halen...

Kapat